Ebru

 Ebru, en kaba tabiriyle su üzerine resim yapma sanatıdır. Farsça “ebri” olarak söylenen kelime bulut anlamına geliyor. Muhtemelen su üzerine fırça ile atılan boyalar bulut kümelerine benzediğinden, sanatın ismi bu şekilde söylene gelmiş. Ebru sanatının nasıl doğduğuna dair kesin bir bilgi yok. Ancak, 8. yüzyılda Çinliler tarafından yapıldığına dair bazı bilgiler var. Boyalı fırçaların su üzerinde temizlenişi sırasında yüzeye düşen damlalardan yola çıkılarak tesadüfen keşfedilmiş bu sanat olduğu söyleniyor. 1500’lü yıllarda Özbekistan Buhara’da, bir hat ustasının yazısının altında kullandığı ebru, ilk örnekler arasında gösteriliyor. Bununla birlikte 1414 yılında Topkapı Sarayı’nda bulunan bir kitap içerisinde ebrulu sayfalara rastlandığını belirten kaynaklara da rastlanıyor. Fakat, sözkonusu kitabın bugün nerede olduğuna dair Aslen tekke ve medrese sanatı olarak anılan ebru, hiçbir zaman saray içerisine taşınmamış. Halk sanatı olarak yapıla gelmiş. Marangozluğa meraklı bir padişah olan Abdülhamit’in yaptığı ve bugün Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan içi ebru kağıtlarla kaplı, kitap şeklindeki içki dolabı ender örneklerden biri olarak karşımıza çıkıyor. 16. yüzyılda Osmanlı’da sıkça yapılan ebrulu kağıtlar, o dönemin Avrupa’sında “Türk kağıdı” olarak anılırmış. Birçok Avrupalı seyyah, gittikleri yerlere ünü her yere yayılan bu “Türk kağıtları”nı da götürmüş. Hatta o dönemlerde bazı papaların ebru kağıdının sırrını getirene büyük vaatlerde bulundukları söyleniyor. Fakat bu sırrı ulaştıran var mıdır; bilinmiyor…

EBRUNUN KENDİNE ÖZGÜ DÜNYASI

Ebruda kullanılan malzemeler de en az yapım tekniği kadar özel. Özellikle kırsal bölgelerde ve temmuz –ağustos aylarında yetişen geven adı verilen bir bitkiden elde edilen kitre, su içinde şişecek kıvama gelene kadar bekletiliyor. İyice yoğrulduktan sonra tülbent bezlerinden geçirilerek süzülüyor. Tortusuz hale gelen kitre belirli bir miktarda su ile karıştırılıyor. Kitrenin kıvamını tutturmuş olmakla ebruda önemli bir basamak aşılmış oluyor. Tekne adı verilen çelik ve dikdörtgen kap içerisine dökülen kitre, burada fırça darbeleriyle buluşmayı bekliyor. Kullanılan boyalar ise genellikle topraktan elde ediliyor. Toz pigment halinde bulunabilen bu boyaların öncelikle mermer tezgah üzerinde iyice ezilmesi gerekiyor. Bu esnada ödle karıştırılan boyalar kıvama getiriliyor. Öd (bildiğimiz hayvan ödü), boyaların su üzerinde açılımını sağlıyor. Ebruda genellikle at kılından yapılmış ve sapı gül dalı olan fırçalar tercih ediliyor. At kılı boyayı emmediği, gül dalı ise küflenmediği ve hafif olduğu için bu işe uygunluk gösteriyor. Genel olarak baskıda kullanılan her türlü kağıt ebru için kullanılabiliyor. Ebru sanatının temeli, kağıdın su yüzeyindeki boyayı emmesine dayandığı için kuşe ve yağlı kağıtlar bunun dışında kalıyor. Bundan sonrasında su üzerine serpilen damlalara şekil vermek için bız, tarak gibi metal araçlar yardımıyla figürler üretiliyor.

BATTAL EBRUDAN ÇİÇEKLERE…

Ebrunun yapılışına battal ebrusu ile başlanıyor. İyi bir battal ebrusu çıkarabilmek için, beş rengin üst üste muntazam bir şekilde atılabilmesi gerekiyor. İşin erbabları, bunu başaramayanların diğer teknikleri uygulamasının çok güç olacağını söylüyor. Ebru sanatını bugünlere taşıyan önemli üstatlardan, Özbekler Tekkesi mensubu Ethem Efendi ve İbrahim Efendi sadece battal ebrusu yapmışlar. O dönemde kullanılan el yapımı kağıtlar oldukça büyük ebatlara sahipmiş. Önce ebru yapılır, sonra kağıtlar ihtiyaca göre kesilirmiş. Büyük kağıtlara iri damlalar atılmış olduğundan bu tarzın adı battal ebrusu olarak kalmış. Battalda fırça vuruşlarında belli bir ritm tutturabilmek çok önemli. Fırçaya vuruş darbelerinin hızı eşit olmalı ki, damlalar da su üzerinde eşit aralıklarla ve eşit büyüklükte dağılabilsin. Battal zemin üzerine serpilen damlalar, çeşitli metal aletlerin yardımıyla, çiçeklere dönüşüyor. Her çiçek çeşidinin kendine göre bir uygulanış tekniği var. Ebru ile ilgili temel beceriyi edindikten sonra iş, bu teknikleri öğrenmeye kalıyor.

İLK ÇİÇEK EBRULAR CUMHURİYETLE YAPILDI

Cumhuriyet dönemi sanatçılarından Necmettin Özal’a kadar ebruda çok fazla çiçek uygulamalarına rastlanmıyor. Necmettin Hoca ilk defa laleyi kullanarak başlıyor. Ebru sanatçısı Yılmaz Eneş, bu duruma “Mevsimsel bir sebebi olsa gerek” şeklinde yaklaşıyor. “Muhtemelen nisan, mayıs aylarıydı ve bilindiği gibi lale zamanıydı” diyor. Lale, bu sanat içerisinde başlangıcı temsil ediyor. Bununla birlikte bazı kaynaklar bunu ebcet hesabına, yani 66 sayısının Allah Lafzına denk düşmesi ve Allah Lafzının ebruda laleyi temsil etmesine kadar dayandırıyor. Tüm bunların dışında, bahsettiğimiz ebru çeşitlerinin hepsi için geçerli olan, işin püf noktası diyebileceğimiz şeyse, tekne üzerinden kağıdın dikkatlice alınması. Kağıdı alırken boyaların çizilmemesi, kağıt tekne üzerindeyken hava kabarcıklarının da yok edilmesi gerekiyor. Aksi halde ortaya mükemmel bir eser çıkmış olsa bile, kağıdın sudan alışındaki en ufak bir hata, su üzerinde kusursuz görünen ebruyu, bir anda değersiz kılabilir. Ebru literatüründe buna “falsolu ebru” deniliyor. Hatalı ebru manasına gelen bu tabir, boyaların fazlaca atılmasından, öd ayarının iyi yapılamamasına kadar birçok nedeni kapsıyor. Genellikle yan kağıt olarak kitapta ve pervazda kullanılan ebru, Cumhuriyet döneminde çerçeveyle buluşmuş ve daha çok görselliğe kaymış. Günümüzde de ebru yapıtları ağırlıklı olarak bu şekilde uygulanıyor. Bunun dışında, başta ipek kumaşlar olmak üzere cam, seramik gibi malzemeler üzerine de ebru uygulanıyor. Elbette bunlar için kullanılan malzemeler de değişiyor. Geleneksel sanatlar içinde çok az kayıpla bugüne kadar gelen ebruyu gönülden öğrenmek isteyenleri pekçok sanatçı özel atölyelerinde ağırlıyor…

TÜRLÜ TÜRLÜ EBRULAR

BATTAL EBRUSU: Ebrunun bilinen en eski tarzıdır. Yapımı, öd sıralarına göre, yani ödü az olan boyaları önce, çok olan boyaları sonra atma suretiyle yapılır. Tek veya çok renkli olabilir.

GELGİT EBRU: Battal zemin atıldıktan sonra, bir çöp, iğne veya bız yardımıyla teknenin kenarlarına paralel olarak desenin çizilmesi ile oluşur. Bu işlem özel hazırlanmış tarak da kullanılabilir.

ŞAL EBRUSU: Gelgit yapıldıktan sonra teknenin çaprazına doğru, genellikle geniş aralıklı yapılan gelgit sonucu elde edilir.

TARAKLI EBRU: Battaldan sonra yapılan gelgit deseninin üzerine taraklar yardımı ile yapılan desen türüdür.

BÜLBÜL YUVASI: Genellikle küçük taneli battal ebrusu yapıldıktan sonra dıştan başlayıp içe doğru istenilen çapta (genellikle 3-5 cm çapında) spiraller çizilmesiyle yapılır.

KUMLU-KILÇIKLI EBRULAR: Kumlu ebru elde etmek için teknenin ortasına lahor çividi damlatılmaya başlanır. Teknenin bütün yüzeyi kaplanınca boyalar birbirini iterek ve sıkışan boya, çatlamaya başlar. Bu tarz, hattatların pervaz veya cetvel olarak çokça kullandıkları bir desendir

HAFİF EBRU: Genellikle üzerine yazı yazmak için hattatlar tarafından kullanılan açık, soluk renkli ebrulardır.

AKKASE EBRU: Aynı zemin üzerine birden fazla baskı yaparak yazı veya desen elde edilen ebru çeşididir.

HATİP EBRUSU: Kısaca içiçe damlatılmış renklerden oluşan daireleri şekillendirmek olarak tanımlanabilir. Çiçekli ebrunun temeli sayılırlar.

ÇİÇEKLİ EBRU: Herhangi bir ebru deseni zemin olarak yapılır. Bu zeminlerin üzerine bir bız yardımı ile damlatılan boyaların şekillendirilmesiyle yaprak ve çiçek desenleri çizilir.

TEKNE KAYMAK TUTTU

       Ebrunun günlük dilinde kullanılan birçok tabir var. Mesela, en yaygın olarak kullanılanlardan biri, “teknenin kaymak tutması” tabiri. Ebru yapımını tamamladıktan sonra, teknenin yüzeyini bir kağıtla kapamak gerekiyor. Eğer bu işlem yapılmazsa bir süre sonra tekne üzerinde ince, kaymak gibi bir tabaka oluşuyor. Bu da tekne üzerine atılan boyaların yıldız yıldız açılmasına neden oluyor. Aynı zamanda bu görüntü, falsolu ebruya da örnek teşkil ediyor.

BİR EBRU USTASI: YILMAZ ENEŞ

Küçükayasofyadaki Tarz-ı Kadim Ebru Evi’ninde ebruya gönül verenlere bilgilerini ve deneyimlerini aktaran Yılmaz Eneş, bu sanatın ustalarından. Yılmaz Eneş, ebru sanatının tarihini ve kaynağını anlatırken, en çok usta-çırak ilişkisinin kalmadığından yakınıyor. Birçok üstat gibi, ebruda geleneği sindirmeden özgün arayışlar içerisine girenleri eleştiriyor. Aslı öğrenilmeden uygulanan bir sanatın nesilden nesile yanlış bir şekilde aktarılması onun da en büyük kaygıları arasında. Uzun süredir ebru ile uğraşan sanatçı, daha çok özgün çiçek çalışmaları ile biliniyor. Özellikle gül ebruları üzerinde yoğunlaşan Yılmaz Eneş, yurtiçi ve yurtdışında kişisel ve karma sergiler açmış. 1999 yılında Kültür Bakanlığı 10.Türk Süsleme Sanatları Yarışması’nda Başarı Ödülü’ne layık görülmüş. YTÜ Ebru Kulübü ve İÜ Ebru Klübüne desteklerini sürdürmekte olan sanatçı, başta TRT olmak üzere yerli ve yabancı tv kanallarında belgesel programlar aracılığı ile ebru sanatının tanıtımını yapıyor.

 ZEYNEP GÜNAY